6. Sınıf Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Ders Kitabı Cevapları Doğa Yayınları Sayfa 85
Harika bir soru! Sosyal Bilgiler dersimizin en önemli konularından biri olan Hicret ile ilgili. Hadi gel, bu soruyu metnimizden yola çıkarak birlikte düşünelim ve cevaplayalım.
Soru: İnsanları bulundukları yerden hicret (göç) etmeye yönelten sebepler neler olabilir? Bulunduğu yerden göç etmek zorunda kalan insanlar neler hissedebilir?
Sevgili öğrencim, bu sorunun aslında iki bölümü var. Önce göçün sebeplerini, sonra da göç eden insanların neler hissedebileceğini ele alalım. Metnimiz bize bu konuda çok güzel ipuçları veriyor.
1. Hicretin (Göçün) Sebepleri
Metni dikkatlice okuduğumuzda, Mekke’deki Müslümanların Medine’ye göç etmesinin keyfi bir tercih olmadığını, aksine bir zorunluluk olduğunu görüyoruz. İşte o sebepler:
- Baskı ve Zulüm: Metinde “Müşriklerin Müslümanlara yönelik baskıları, eziyetleri iyice artmış.” cümlesi geçiyor. Yani, inançlarından dolayı sürekli olarak kötü muamele görüyorlardı. Bu, insanların evlerini terk etmesi için çok önemli bir sebeptir.
- Can ve Mal Güvenliğinin Olmaması: Bir yerde yaşayabilmemiz için en temel şart canımızın ve malımızın güvende olmasıdır. Ancak metinde “Mekke’de müminlerin can ve mal güvenliği kalmamıştı.” deniliyor. Hatta iş, Peygamber Efendimiz’e (s.a.v.) suikast düzenleme kararı almaya kadar varmıştı. Bu durum, hicreti kaçınılmaz kılmıştır.
- İnanç ve İbadet Özgürlüğünün Kısıtlanması: İnsanların en temel haklarından biri de inançlarını özgürce yaşayabilmeleridir. Metinde Müslümanların “en temel hakları olan inanma ve ibadet etme haklarını kullanamıyorlardı.” ifadesi yer alıyor. Dinlerini özgürce yaşayabilecekleri bir yer arayışı, hicretin en önemli nedenlerindendir.
- Geleceğe Dair Umutsuzluk: Mekke’de İslam’ın yayılması sürekli engelleniyordu. Müslümanlar, dinlerini anlatacak ve yaşayacak bir gelecek göremiyorlardı. Bu yüzden İslam’ı daha rahat yaşayabilecekleri ve anlatabilecekleri yeni bir yurt arayışına girdiler.
2. Göç Etmek Zorunda Kalan İnsanların Hisleri
Bu gerçekten üzerinde düşünmemiz gereken bir soru. Empati kurmaya çalışalım. Düşünsene, doğduğun, büyüdüğün, anılarının olduğu şehri, evini, sevdiklerini geride bırakıp bilinmez bir yolculuğa çıkıyorsun. Bu durumda bir insan neler hisseder?
Bu hisleri hem olumsuz hem de olumlu olarak ikiye ayırabiliriz:
Adım 1: Olumsuz Duygular
Bir insan yurdunu terk ederken öncelikle büyük bir üzüntü ve hüzün duyar. Çünkü geride ailesini, arkadaşlarını, evini ve tüm geçmişini bırakmaktadır. Geleceğin ne getireceğini bilmediği için kaygı ve endişe hisseder. Yolculuk sırasında ve gittikleri yeni yerde başlarına ne geleceğini bilemedikleri için korku da duyabilirler.
Adım 2: Olumlu Duygular
Ancak her şey sadece olumsuz değildir. Müslümanlar için hicret aynı zamanda bir kurtuluştu. Bu yüzden:
- Zulümden ve baskıdan kurtulacakları için bir rahatlama ve ferahlık hissetmişlerdir.
- Gittikleri yerde dinlerini özgürce yaşayabilecek olmanın umudunu taşımışlardır.
- Allah’ın (c.c.) ve Peygamberimizin (s.a.v.) onlara yardım edeceğine dair büyük bir güven ve teslimiyet içindeydiler.
Sonuç
Kısacası, hicret etmek zorunda kalan insanlar bir yanda memleket hasreti, üzüntü, korku gibi duyguları yaşarken; diğer yanda ise özgürlük, kurtuluş umudu ve güven gibi güçlü ve olumlu duyguları bir arada hissederler. Tıpkı Mekke’den Medine’ye hicret eden ilk Müslümanlar gibi.