Sanatın hakikatle olan kadim ilişkisi, çoğu zaman bir ayna metaforuyla açıklanagelmiştir. Ancak bu ayna, sadece görüneni yansıtmakla kalmaz; aynı zamanda derinlerdeki saklı katmanları, algının gölgelerini ve belki de hiç var olmamış olanın imgesini de görünür kılar. Dolayısıyla sanatçı, hakikatin basit bir kopyacısı değil, onu yeniden yorumlayan, dönüştüren ve hatta bazen yeniden inşa eden bir mimar gibidir. Bu süreçte eser, yaratıcısının iç dünyasıyla dış gerçeklik arasındaki karmaşık bir diyalogun ürünü olarak ortaya çıkar ve alımlayıcının zihninde yeni anlam kapıları aralar.
Bu parçadan hareketle, sanatın doğasına ilişkin aşağıdaki yargılardan hangisine ulaşılamaz?
A) Sanat, gerçekliğin salt bir taklidinden öte, onu dönüştürücü bir güce sahiptir.
B) Sanat eseri, sanatçının iç dünyası ile dış dünya arasındaki etkileşimin bir sonucudur.
C) Sanat, görünmeyeni görünür kılma, hatta imgesel olanı somutlaştırma yetisine sahiptir.
D) Sanatın hakikatle ilişkisi, onu yalnızca yansıtan pasif bir araç olmaktan uzaktır.
E) Sanat eserinin anlamı, alımlayıcının yorumuyla tam ve nihai şeklini alır.

