İslam düşünce tarihinde, vahyin anlaşılması ve hayata uygulanması sürecinde aklın rolü, farklı ekoller ve disiplinler arasında önemli tartışmalara konu olmuştur. Özellikle kelamcılar, fıkıhçılar ve tasavvufçular, vahiy-akıl ilişkisine dair özgün yaklaşımlar geliştirmişlerdir.
Bu bağlamda, aşağıdaki ifadelerden hangisi, İslam düşüncesindeki vahiy-akıl ilişkisi ve farklı disiplinlerin bu konudaki tutumlarına dair yanlış bir değerlendirme içermektedir?
A) Kelam ilmi, vahyin akıl ile desteklenmesi ve savunulması prensibine dayanırken, aklın vahye mutlak önceliğini savunmaz; aksine vahyi anlamak ve delillendirmek için aklı kullanır.
B) Fıkıh ilmi, vahiyden elde edilen hükümleri pratik hayata uygulama amacı güderken, aklı özellikle kıyas, istihsan ve maslahat gibi içtihat yöntemlerinde bir araç olarak kullanır.
C) Tasavvuf ekolleri, manevi keşif ve ilhamı, dinî bilginin temel kaynağı olarak kabul etmekle birlikte, Şeriat hükümlerine uygunluğu ve vahyin genel çerçevesi içinde kalmayı esas alır.
D) Mutezile mezhebi, aklın vahiyden bağımsız olarak iyi ve kötüyü idrak edebileceği ve vahyin akıl ile çelişmesi durumunda aklın öncelikli olabileceği görüşünü benimseyerek, vahiy-akıl dengesinde akla belirgin bir üstünlük tanımıştır.
E) Ehl-i Sünnet kelamcıları, aklın mutlak iyi ve kötüyü kendi başına idrak edebileceğini savunarak, vahyin sadece bu idraki teyit edici bir rol oynadığı görüşünü benimsemişlerdir.

