Kasabaya yaklaşınca birkaç sigirtmaca rastladı. Önlerine kattıkları beş on sıska öküzü, bağıra çağıra bir araya toplamak istiyorlardı. Çamurlu yolda insanın burnuna rutubetli ve ekşi bir gübre kokusu vuruyor, oralardaki birkaç basık evin bacasından etrafa reçineli çam odunlarının dumanı yayılıyordu. Karanlığa kalmamak için çamurlu yollarda hızlı hızlı yürüdü. Hava oldukça soğuktu.
Bu parçanın anlatımında aşağıdaki anlatım biçimlerinden hangisi ağır basmaktadır?
(I) Bu kalenin, vaktiyle dört kapısı varmış; dördü de ayrı yönlere bakarmış. (II) Ne var ki kale, kalelikten çıkmış artık. (III) Duvar diplerinde güzelim sarı çiçekler açmış. (IV) Ne hisarları kalmış ne burçları.
Bu metinde kaç numaralı cümlede betimleme yapılmıştır?
Bir bilgin şöyle der: “Alışkanlıklar insanı çölleştirir. Bir yerde uzun süre kalma. Gece ile gündüz birbirini nasıl kovalıyorsa sen de hayattan soğumamak için devamlı duygu ve düşünce hareketliliği içinde ol.
Yenilik, hep yenilik, senin yaşam döngün bu olsun.” Bu parçanın bütününden yola çıkıldığında insana düşen görev aşağıdakilerden hangisidir?
Al göğüslü, mor gagalı çelimsiz bir kuş havalanıverdi kaç yaşında olduğu bilinmez köknar | ağacının yeşil çimlere yakın dalları üstünden. Sonra yüzlercesi izledi onu dingin mavi gögun ak bulutlarına doğru. Yükseldiler, sanki ilkokul defterine konulan iri birer kara nokta oluncaya kadar, onlarca kulaç yükseldiler. Yükselirken küçüldüler, küçülürken cılızlaşan şen cıvıltılar yayıldı yere doğru, duyulmamış çalgıların tınıları, söylenmemiş türkülerin sırlarıyla dolu. Yükseklerde kara kar taneleri oldular, düzensizce oraya buraya serpildiler.
Bu parçanın anlatımında aşağıdaki anlatım biçimlerinden hangileri kullanılmıştır?
Bazen yaşadığımız çevreyi, bulunduğumuz ortamı, bir dağ yamacında veya ırmak kıyısında, şehirde, yolda yürüyüş yaparken gezindiğimiz parkta etrafı ve tabiatı dinlediğimiz olur. Konuşan yoktur ama yürüdüğümüz yolu, o yola döşenmiş kaldırım taşlarını, eteklerinde dolaştığınız dağı, kıyısında ayaklarını serinlettiğiniz ırmak veya çayı, dalgalarını seyrettiğiniz denizi, gölgesinde dinlendiğiniz ağacı, gölge yapan dalları, yaprakları hışırdatan rüzgârı dinlemelisiniz. Ne söylerler, duymalısınız. Dalın, suyun, yaprağın, taşın, toprağın da bir dili vardır; siz dinlerseniz elbette anlarsınız bu dili. Dikkat edin, kulak verin, neler söylediklerini duyacaksınız.
Bu parçada aşağıda verilen duyulardan hangisiyle ilgili ayrıntılar yer almıştır?
Ebru sanatı, en eski Türk kâğıt süsleme sanatlarındandır. Orta Asya dillerinden Çağataycada “hare gibi, damarlı” anlamına gelen ‘Ebre’ kelimesi ebru sanatının bilinen ilk adıdır. İpek Yolu ile İran'a gelen sanat, burada ‘Abru’ (Su Yüzü) veya ‘Ebri’ (Bulutumsu, bulut gibi) olarak isimlendirilmiştir. Daha sonra Türklerle birlikte Anadolu'ya gelen bu sanatin adi ‘Ebru’ olarak dilimize yerleşmiştir. Şu an Avrupa'da ‘Marbling’ diye bilinen Ebru 17. yüzyılda Avrupa'ya ‘Turk kâğıdı” adıyla gitmiştir. Ebru Türkiye'de cilt sanatının yanı sıra, hat sanatında zemin ve pervaz olarak kullanılmıştır. Hat sanatının, sanat atölyelerinde çoğalmasıyla birlikte, fonda kullanılan bu desenli kâğıdın da değeri artmış, çerçevelenecek kadar önemsenmiştir.
Bu paragrafa göre ebru sanatıyla ilgili aşağıdakilerden hangisine ulaşılabilir?
